Turancının Başlıca Ödevleri

    Turancılığın Türkiye’de yükselişe geçtiği ve daha geniş kitlelerce de kabul gördüğü yıllardan beri, kendisini bu camiadan tanıtmış olan hemen herkes, hamasi söylevlerle Turancılık güttüğünü sanmaktadır. Oysa, kuru nutuklardan ileriye geçemeyen Turancılığın hükmü, yalnızca ayaklarımızın altında olmalıdır.

Türkçü-Turancıların artık bilmesi gereken şey, bu davanın bozkurt çekmeyle ilerleyemeyeceğidir. Türkçü-Turancılar, kendilerini yetiştirmelidirler. Nasıl ki her din, beraberinde, savunanına birtakım zorunluluklar getirir -ve bu, savunan için artık bir ödevdir…-, Turancılık dininin de aynı şekilde, Turancı için bazı zaruriyetleri -ödevleri- vardır. İslâmlığın şartlarını yerine getiremeyen kişiye Müslüman diyemeyeceğimiz gibi, Turancılığın hakiki ödevlerini de yerine getiremeyen kişilere, pekâlâ, Turancı diyemeyiz. Kişiler, kendilerini “Müslümanım” veya buradan örnekle “Turancıyım” diye tanıtabilirler. Oysa, onların kendilerini böyle tanıtmaları, bizim nazarımızda hiçbir şey ifade etmez. Etmemelidir. Öyle kişileri, hiç kimse, kendi dininden, kendi ideolojisinden saymamalıdır. En azından, has bir Türkçü-Turancı, cahil ve ukala bir Turancıyı dikkate almamalı ve onun sözlerine kıymet biçmemelidir. Ona hak ettiğince muamele etmelidir. Öğrenmek isteyen, bilgiye ve gelişime aç Türkçü-Turancıya ise, dünyanın en merhametli insanıymışsınızcasına karşılıklar vermelisinizdir.

Peki, has bir Turancı ile, havagazı Turancının arasında ne gibi farklar vardır? Ayırt edebilmek için, Turancının ödevlerinden “bazılarına” bakalım:

1)    En azından kendi ana dilin gibi, bir Kıpçak, Karluk veya Sibir grubu Türk lehçesini bilmek ve o lehçede hakkını vere vere konuşabilmek, kalem oynatabilmek.

2)    Türkistan coğrafyasına en azından birkaç kez gidebilmiş olmak.

3)    Kıpçak, Karluk veya Sibir Türkleriyle bir müddet aynı muhitte yaşamak ve onlarla daimî etkileşim içerisinde olmak.

4)    Dünya Türklerinin kullandıkları alfabeleri tanımak ve onların yazdıklarını okuyup anlayabilecek vasıfta olmak.

5)    Türkistan’daki Türk halklarının tarihleri, kültürleri ve inanışları, itikatları hakkında kitaplar yahut makaleler okumak ve bunlarla alâkalı etraflıca bilgiye vâkıf olmak.

6)    Turan’ı, yalnızca hissî değil, akılcı yaklaşımlarla da tartmak. Aklı, histen önde tutmak.

7)    Turan’ın en güçlü ülkesinin Türkiye olduğuna iman etmek. Türkiye’yi, düşmemesi gereken kale olarak görmek. Çağı geldiğinde, Türkiye’nin çıkarlarını her şeyden yüksekte tutmak.

8)    Türkistan’da yükselen Selefiliğe ve FETÖ sempatizanlığına karşı soydaşlarını ayıktırıcı çalışmalar yapmak, mücadele etmek.

İşte bu 8 madde, Turancı profilinde bulunması gereken temel özellikleri ve yeterlilikleri gösteriyor. Kendisini Turancı olarak tanıtan kimselerin has Turancı mı havagazı Turancı mı olduğu, bu vasıfların varlığı ve eksikliği ile açıklanabilir. Turan coğrafyası, yalnızca Oğuz Türklerinin siyasî yapılanmalarından müteşekkil değildir. Geri kalan Türk coğrafyalarına ise kayıtsız kalmak, onlar hakkında bilgisiz olmak, Turancı profiline uyan bir şey asla olamaz. Bu sebepten, Turancı, en azından bir başka Türk lehçesini bilmeli ve uzaktaki soydaşlarıyla iletişim kurabilmelidir. Türkistan’daki Türk yurtlarında, insanlar, eğer siz onların lehçelerinde konuşabiliyorsanız, çok mutlu oluyorlar. Çünkü yıllarca Rus dilinin havas, Türk dillerinin avam dilleri olduğu onlara kabul ettirilmiştir. Kendi dillerini aşağı rütbede gören Türkistan’daki Türk toplulukları, dışarıdan, Türkiye’den oraya gelen birinin, Rus dilinde değil de, kendilerinin dillerinde konuşmasından kuvvet bulmaktadırlar. Turancı, bu yüzden, oradaki soydaşlarının dertlerini dinlemek için ve onları anlayabilmek için, onlarla yakınlaşabilmek için, onlarla duygusal zeminde bağ kurabilmek için, en az bir başka Türk lehçesinde uzmanlaşmalıdır. Zaten adı üstünde, “Turancı”nın, “Turan” coğrafyasıyla ilişiğinin yahut bağının olduğunu ileri sürenin, herhangi bir başka Türk lehçesi bilmemesi çok gülünçtür. Hattâ, ayıptır, ayıptan da beterdir. Bu, kendisine “Müslümanım!” diyen birisinin, namaz kılmayı bilmemesi gibi bir şeydir. Namaz kılmayı bilmeyen, öğrenmek de istemeyen, ilgisiz birisine “Bu nice Müslümanlıktır!” denilebileceği gibi, herhangi bir, Oğuz grubu harici, Türkiye Türkçesinden başka bir Türk lehçesi de bilmeyen ve öğrenmek arzusunda da olmayan Turancıya, “Bu nice Turancılıktır!” diyebiliriz. Turanla, Turancılıkla, Türk topluluklarıyla işimiz varsa, bunu hakkıyla idrak edelim.

    Türkiye’den, oturduğumuz yerden yazılar yazmamız, nutuklar atmamız da kâfi değildir. Evet… Turancı, bir ölçüde “Türkolog” ve “Sosyolog” olmak zorundadır. Çünkü, birlik kurmayı düşlediğiniz insanları tanımalısınızdır. Siz, hiç, tanımadığınız insanlarla aynı evde yaşamaktan rahatlık duyabilir misiniz? Hayır. Tanımadığınız; fikrini, ruhunu, birtakım itiyatlarını bilmediğiniz kimselerle aynı çatı altında yaşamayı düşler misiniz? Türkistan’daki Türkler hakkında gerçek düşüncelere, hislere ve görüşlere sahip olmak istiyorsanız, onların yaşadığı coğrafyalara seyahatler düzenlemek zorundasınız. Oralarda dostluklar kurup, onlarla haftalarca ve hatta aylarca, belki yıllarca vakit geçirmelisiniz. Sonra, edindiğiniz izlenimleri notlara döküp, akıl yürütmelisiniz ve tüm edindiğiniz malumatları Türkçü-Turancı camiaya açmalısınız. Türkçülük-Turancılık, bu notlarla yürür, ilerler, gelişir. Evinde oturup, yan yatıp, X’te Tweetler paylaşarak ve arada sırada da sol el arkada olarak sağ elle bozkurt çekerek Turancılık yapılmaz kardeşim. Kendimizi kandırmayalım.

Ve Turancı; Güney Azerbaycan’da, Irak’ta, Suriye’de, Doğu Türkistan’da yaşayan soydaşlarının yazı dillerini okuyabilmelidir. Arap kökenli Türk alfabesini öğrenmelidir. Ve Turancı; Gagavuz’un, Kazak’ın, Kırgız’ın, Başkurt’un, Tatar’ın, Altaylının, Yakut’un, Tuva’nın, Özbek’in, Türkmen’in yazı dilini okuyabilmelidir. Kiril alfabesini öğrenmelidir. Bugün bazı Türk devletleri Latin alfabesine geçiş sürecinde olsa bile, yakın geçmişimizdeki eserleri okuyabilmemiz için, Kirili bilmek, bizlere vazifedir. Sadece Türkiye Türkçesinin yazı dilini bilen, sözümona, Türk Latinini okuyabilen Turancıya, yazık!.. Sadece Uygurcayı ve Kazakçayı öğrenen bir Türkiye Türk’ü, Türkistan’daki bütün Türk halklarıyla rahatlıkla iletişim kurabilir. Onların her dediğini anlar. Uygurcayı bildiğinden, İran’daki ve Irak’taki, Suriye’deki soydaşlarının yazısını da okuyabilir. Kendi ana lehçesinden çok uzak lehçeler olmadığı için de, rahatlıkla Güneyindeki akrabalarını “yazıda” da anlar. Gerekirse, aynı alfabelerle yazılar yazıp, soydaşlarıyla yazı üzerinden de iletişim kurmaya çalışır. Osmanlı döneminde, en batıdaki sınırımızdan, tâ doğu Türk illerinde, Kazakistan’a kadar, Çin içlerine kadar, bütün Türkler olarak Arap kökenli Türk alfabelerini kullandığımızdan, akraba halklarımız ile birbirimizi yazıda da anlardık. Hem o zamanlar, Anadolu Türkçesi, hâlâ Çağatay Türkçesiyle pek çok ortak özellikler gösterirdi. Osmanlıca-Çağatayca mektuplar alınır-gönderilir, soydaşlarımızla etkileşimler kurardık… Devir 2025 olabilir, ve şimdi, zannetmeyiniz ki Türkçelerimiz birbirinden çok farklılaştı… Hayır. Rus boyunduruğunda yaşamış olana Kiril, Çin boyunduruğunda yaşamış olana Arap harfleri dayatılmış olduğundan, ve güneyimizdekiler de resmen Arap-Fars alfabelerini kullandıklarından, yazıda birbirimizi anlayamıyoruz (Şayet alfabeleri bilmezsek.). Çoklarımız üşengeç ve âtıl olduğundan, adamların politikaları hâlâ geçerlilikte. Halbuki çağlar değişti. Şimdi, bir şeyler öğrenmemiz daha kolay. Kaynaklara daha kolay şekilde ulaşabiliyoruz. Her taraf yardımcı kaynak dolu. Yani herhangi bir Türk lehçesini öğrenebilmemiz için, veya herhangi bir Arap kökenli / Kiril kökenli Türk alfabesini öğrenebilmemiz için önümüzde duran büyük engeller artık yok. Donanımlı bir Turancı olmanın önünde, tek engelimiz; tembelliğimiz ve emekten ziyade rol yapmaya değer vermemizdir.

    Turancı kişi, bu şartları karşılayıp, Türkistan’daki, Türk coğrafyalarındaki soydaşlarıyla yüz yüze geldiğinde, onlarla konuşabileceği ve tartışabileceği konuları ve mevzuları da daha önceden biriktirmiş olmalıdır. Bu konular, hem Türkiye Türk'ünün hem de Türkistan Türk'ünün ilgisini çekebilecek şeyler olmalıdır. Bu konular da ortak tarihimizden, ortak sevinçlerimizden, ortak acılarımızdan, ortak kültürümüzden, ortak dilimizden, ortak itikatlarımızdan seçilip alınabilir. İyi, kurnaz ve stratejik seçimler yapabilmemiz için de bol bol kitap ve makale okumalıyız.

    Turancı, Turan’a, körkütük bir holigan gibi yaklaşmamalıdır. Turancı, holigan değildir. Gayet aklı başında bir insandır. Türk’te ne varsa, hepsinin iyi olmadığını, bizzat kendimizde de bazı kötü huyları bulundurduğumuzu görebilen insandır. Turancı, Türk’e dair ne varsa, hepsine tapmaz. Gözü açık insandır. Tartar. İlerleyebilmek için, eksik yönlerimizi görmeye çalışır. Görür, eleştirir, söyler. Turancı; Türkistan’a, Turan’a “saf, avanak, bön” birisi olarak bakamaz. Sırf kendisi Türkçü-Turancı diye, akraba halklarının, bir olmak istediği soydaşlarının hatalarını görmemezlikten gelemez. Onların her şeylerini, tüm itikatlarını doğru bulmak zorunda da değildir. Akraba halklarını eğitmeye çalışır. Onların uzun yıllar düşman işgalinde yaşadıklarını bilir. Yazar. Anlatır. Onların neden esir düştüklerini, onlara izah eder. Yükselecek yolu gösterir. Turancı, zeki insandır. Türk illerini iyi analiz eder. Dâima analiz içerisinde olur. Sadece “Dilde, fikirde, işte birlik!” nidalarıyla kendisini avutan bir zavallı değildir. Sosyal medya hesaplarında, gönderilerinin arkasına Er-Turan koyup, paylaşımlar yapanlardan değildir. O, çok daha üst bir adamdır. Havagazı Türkçülere, birkaç değil, kırk gömlek üstün bir adamdır. Bundan dolayı da, havagazı Türkçü-Turancılar tarafından, Ülkücüler tarafından ekseriyetle sevilmez. Kendisinden nefret edilir. Hakkı ise yıllar sonra teslim edilecektir. Çünkü, zaman onu haklı çıkartacaktır. Ahmak Turancıların, has Turancıları anlayabilmeleri için felaketlere ve yüzlerce yenilgiye denk düşmeleri gerekmektedir.

***

Turancı; Ziya Gökalp’ın sunuşuyla, Turan’a giden yolu şöyle görür:

İlkin, Türkiyecilik. Sonra, Oğuzculuk. Ve nihayetinde, Turancılık.

    Türkiye, biz Türkiye Türkleri için, Türkiye’deki Türkçü-Turancılar için, Turan’a uzanan yolun baş karakoludur. Yuvamız, ilk durağımız, kanla sahip olduğumuz anavatanımızdır. Onun elden çıkması, esir düşmesi yahut parçalanması demek, artık tüm Türkler olarak “Turan rüyası göremeyecek duruma düşüşümüz” demektir. Güçlü bir Oğuz ülkesinin yahut güçlü bir Turan İli’nin baş kalesi Türkiye’dir. Her şeyden evvel, Türkiye, yaşamalıdır. Refah hâlde olmalıdır, güçlü, sağlıklı, kuvvetli, dayanıklı olmalıdır. Bunun için, Turancı, ilk olarak Türkiyeciliğe sarılır. Türkiyeciliğin kıymetini, Türkiye’nin varlığını çok iyi bilir. Bütün Turancılık emellerini, Türkiye’nin varlığı ve kuvvetli oluşu üzerine inşa eder. Bir Türk Turancının en hassas noktası, Türkiye’nin çıkarlarıdır. Türkiye’ye değecek bir olumsuzluğun kendisini zayıflatacağını, zayıflarsa da Turancılık yolundan düşürüleceğini çok iyi bilir. Onun zihnine ve davranışlarına, şu motto hâkimdir: Türk oluş, Türkçü oluş, Türkiyeci oluş. Ve bu temeller üzerine de Turancılığı koyuş. Turancı, şu zamanda Türkiye’nin düşmesi hâlinde; Azerbaycan’ın, Kazakistan’ın, Kırgızistan’ın, Türkmenistan’ın veya Özbekistan’ın kendi başlarına Turan’ın yararına hiçbir halt yiyemeyeceklerini bilir.

Türkiye Türk’ü Turancı, Türkistan’daki soydaşlarının kendisininki gibi bir Türkçülük anlayışına sahip olmadıklarını bilir. Bundan dolayı, Köktürk yerinde yaşamalarına rağmen, onların içerisinden Nihâl Atsız kalitesinde bir adam çıkmadığını, maneviyatlarının ne kadar da yetersiz olduğunu görmüştür ve bu sebeple Turancılığın istikbalini yine Türkiye Türk’ü aydınların çabalarında bulur.

    Zamanında, Ahmet Yesevi’nin görüş ve öğretileriyle, halifeleriyle, Anadolu manevî ve fikrî anlamda ihya edilmişse, onlar sayesinde Anadolu’da teşkilatlanıp burayı Türkiye hâline getirmişsek, şimdi de biz Türkiye Türkleri, bizde olan bilgiyi ve teknolojiyi, farkındalığı onlara taşımalı ve öğretmeliyiz. Onlara ağabeylik etmeliyiz. Türkiye Türk’ü Turancı, şimdilerde, Turan’ın en kuvvetli ülkesi olan Türkiye’nin her türlü çıkarını düşünür. Türkistan’da yükselen Selefilik-Vehhabilik, Fetullahçılık vb. gibi akımlara kapılan soydaşlarının zihniyetini değiştirmeye çalışır ve onun en zor işi de budur. Bunda muvaffak olması, hayli zor görünür. Fakat; bir olmak, birlik kurmak istediği soydaşlarının FETÖ sempatizanı olmasını hangi aklı başında Turancı isteyebilir? O, tüm bu anlattıklarımın ve önerdiklerimin farkında olarak, daim mücadelesine devam edecektir.

Çepni Serhat ÖZTÜRK

30.06.2025, 18.54,

Ortahisar-Trabzon. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ЗТБ Тілшісінің Серхат Өзтүрікпен Сұхбаты

(Çepni) Serhat Öztürk Biyografisi