Kayıtlar

Ağustos, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ZİYÂ MEFHUMU VE ZİYÂLININ KİM OLDUĞU ÜZERİNE

                               Yazar: Çepni Serhat Öztürk Ziyâ, Arapçadan Türkçeye geçmiş ve günümüzde de kullanımda olan bir kelimedir. Bu kelimenin Türkçe kökenli kelimeler arasındaki karşılığı “ışık”tır. Ziyâ kelimesine, “sahip olma, üzerinde bulundurma, o özelliği taşıma, ilgili olma, yetkili olma” anlamlarında sıfatlar türeten, addan ad yapan +lI eki getirilerek, Ziyâlı kelimesi türetilmiştir. Bu kelime, Türkiye Türkçesinde “Işık sahibi, aydın.” mânâlarına gelmektedir. Bugün, bu kelime; Tatar, Kazak, Azerbaycan ve Özbek Türkleri arasında, biz Türkiye Türklerinin kullandığı “aydın” kelimesinin yerine kullanılmaktadır. *** Ziyâ (ışık, aydınlık.), zulmetin (karanlığın) zıttıdır . Ziyâlı (aydın kişi), zâlimin (haksızlık yapanın, bulunulan yeri karartanın, yani zulmedenin) karşısındadır . Bazıları, üniversite tahsili görmüş kişileri, akademisyenleri, ziyâlı (aydın) kabul ediyorlar. Fakat her ...

ŞAHKERİM KUDAYBERDİULI’NIN FİKRÎ DÜNYASINDA TÜRKÇÜLÜK TESİRLERİ VE BATI TÜRKLÜĞÜ İLE İRTİBATI

Yazar: Çepni Serhat ÖZTÜRK Giriş           Şahkerim Kudayberdiulı, XIX. yüzyılın ikinci yarısı ile XX. yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir; Kazak Türk’ü şâir, yazar, çevirmen, filozof, tarihçi, gazeteci, besteci ve müzisyendir (d. 1858 – ö. 1931). Ailesi, bulundukları bölgenin yöneticisi olan, varlıklı bir ailedir. Çocukluğundan itibaren sanata yakın olan Şahkerim, ilk gençlik çağlarına değinki süre aralığında iyi derecede garmon [1] , keman ve dombra çalmayı öğrenir. Evvelâ annesi Tölebike’den, sonra da molladan alacağı derslerle okumayı ve yazmayı söken Şahkerim, devamında da Arap dilini, Türkçeyi öğrenir. Henüz yedi yaşındayken babasını kaybetmesi üzerine ilk şiirlerini dile getirmeye başlar. Bu süreçte Abay Kunanbayev; babası Kudayberdi’nin ölümüyle yetim kalan, medrese eğitimini bırakan, ve manevî açıdan yalnız hisseden yeğeni Şahkerim’in elinden tutacak ve onunla daha yakından alâkadar olmaya başlayacak, onu eğitecektir. Böylece Şahker...

ZİYÂLILARIN İZİNDE

Resim
  Zaman, kudurmuş bir nehir misali çağıldaya çağıldaya, zorbaca, önünde duran her bir şeyi sürükleyip akıyorken; biz âdemoğulları da kendimizi zaman adlı o coşkun nehirden kurtaramayanlar­dan, ona kapılanlardanız: ve hep bir­likte, bir meçhule sürüklenmekteyiz.   Neye uğradığımıza şaşırmış olarak ve daima çırpınarak, yaşamda kalmaya ça­balıyor, can havliyle direniş gösteriyoruz. Tabiî, bu sürükleniş paniğe hâiz bir sürükleniştir ve insan böyle anlarda ak­lıyla, sistematik hareket edebilmek­tense; gayriihtiyari, gelişigüzel, içgüdüsel hare­ket eder ve akıntıya kapılmış bir insan, canını kurtarmak endişesiyle, akıntı içeri­sinde ne yapabilirse, ancak onu yapar. Kulacını, yüzebilmek umuduyla sağa sola vurur, başını yukarda tutmaya çalışır; gözleri, tutunmaya bir odun parçası arar. Fakat o ân, yapabileceği hiçbir şey yoktur. Akıntıya, kudurmuş bir nehre karşı kulacı ise asla işe yaramayacaktır. Gerçekten de o ân tek ümidi boğulmamak, kendisine yaklaşabilecek ve onu yüzeyde tutabil...

Türkiye Liyakatsizlikler ve Torpiller Ülkesidir

''Altın, çöpe düşse, değerini kaybeder mi? Tenekeyi parlatsan, hiç, çeyrek altın eder mi?..''           Günümüzün liyakatsiz Türkiye'sinde, bu sözleri hatırlamamak ve bu sözlere hak vermemek mümkün değildir. Toplum, toplumun bir kesimi, bulunduğumuz muhitteki insanlar, her ne kadar bize "aşağılıkoğlu aşağılık"mışız gibi davransalar da, biz, onların, yani pisliğin/çöpün arasında olduğumuz için kıymetsiz görünüyoruz. Ama bizim cinsimizden anlayan, bizi seçebilecek bir mahir göze denk gelse idik, bizi o çöpten/pislikten çıkarabilecek ve temizleyip sergileyebilecek, sunacak bir sarrafa denk gelse idik, cümle âlem ve bilhassa uzun müddetler içerisinde zarar gördüğümüz muhit, neler kaçırdıklarını veya neler kaybettiklerini anlarlardı. O muhit ve içerisindekiler, ki, bizim kıymetimizi ve değerimizi anlasa idiler, kendileri de mesut olacaklardı ama bunun yerine, bizim yerimize, alelade bir teneke parçasını tutup parlatmayı mesele bildiler. Bunu doğru yol kabul...

Türkçü-Turancıya Mektup

1 Türk milliyetçiliği; Türkçüyü ve vatanperveri iftiralarla saf dışı bırakmaya çalışarak, onları vurup sindirmeye çalışarak ve buna mukabil teröristlerin başlarını okşayarak yapılmaz. Türkçülerle uğraşanlar, Türkçülerin sonunu getirmeye çalışanlar, Türk milliyetçiliği kisvesi altında PKK ve FETÖ maşalığı yapanlardır, ki, biz bunlara, "gafil" ve "hain" diyorken, son nefesimizi verene değin kendilerine düşman kalacağımızı da yine buradan beyan ediyoruz.   *** 2 Bunlar (Türk milliyetçisi görünümlü, Türk'ün ve Türk dünyasının kanserli uzuvları), Türk'ün ikbali için vücuda getirilmiş hayati oluşumların ve kuruluşların başına atandıklarından, ve bu yerlerde torpilin dibine vurup, her türlü liyakatsizliği ve hainliği yaptıklarından, 2022 senesinin son aylarında, Türklükten de Türkçülükten de Turancılıktan da soğumuş ve beni ben yapan bütün kimliklerimi çöpe sallamıştım. Onlardan öylesine büyük bir tiksinti duyuyordum ki; onlarla aynı milletten, aynı dinden, yakın...

Turancının Başlıca Ödevleri

     Turancılığın Türkiye’de yükselişe geçtiği ve daha geniş kitlelerce de kabul gördüğü yıllardan beri, kendisini bu camiadan tanıtmış olan hemen herkes, hamasi söylevlerle Turancılık güttüğünü sanmaktadır. Oysa, kuru nutuklardan ileriye geçemeyen Turancılığın hükmü, yalnızca ayaklarımızın altında olmalıdır. Türkçü-Turancıların artık bilmesi gereken şey, bu davanın bozkurt çekmeyle ilerleyemeyeceğidir. Türkçü-Turancılar, kendilerini yetiştirmelidirler. Nasıl ki her din, beraberinde, savunanına birtakım zorunluluklar getirir -ve bu, savunan için artık bir ödevdir…-, Turancılık dininin de aynı şekilde, Turancı için bazı zaruriyetleri -ödevleri- vardır. İslâmlığın şartlarını yerine getiremeyen kişiye Müslüman diyemeyeceğimiz gibi, Turancılığın hakiki ödevlerini de yerine getiremeyen kişilere, pekâlâ, Turancı diyemeyiz. Kişiler, kendilerini “Müslümanım” veya buradan örnekle “Turancıyım” diye tanıtabilirler. Oysa, onların kendilerini böyle tanıtmaları, bizim nazarımızda hiç...

Muhtelif Yazılardan Muhalif Bölümler

*   Çok şükürler olsun ki, malûm parti ve onun terörist yapılanması, gün geçtikçe Türk Milletinin gözünde daha da alçalıyorlar. İnanın, çağı geldiğinde o Türklük İstismarcısı Hıyanet Partisi ve terörist yapılanması, kapatılacaklardır. - Türklük Bedeninin İki Kanserli Uzvu: … ve …. …….. Tarih onları hakkıyla yazacak. Öfkem dinmese de, kinimin şiddeti azalmasa da; en çok da bu ümitle, bunun verdiği gönül ferahlığı ile mutmain oluyorum. Yıllar sonra, ettikleri vatan hainliklerini anlatan tarih kitapları ve makaleler, fikrî kitaplar neşredilecek. Kötülükleri yanlarına kâr kalmayacaktır. - Beni en çok güldüren ve en çok öfkelendiren şey de, bu namussuz ve şerefsizlerin (şerefli olsalardı, yüzlerce tavizi bırak, bir tane bile taviz vermezlerdi.) “Atsız” adını ağızlarına almaları ve yeri geldi mi de kendilerini savunmak için O’ndan alıntılar yapmalarıdır. Her Türkçü, Atsız adını andıklarında (onlar), onları aşağılamalıdırlar. Türkçü olmak kolay iş değildir. Bu itlere, en b...

Türkçülükte Samimiyet

     Eğer bu konularda konuşursam, bana deli damgası vurulurmuş. Eğer Türkiye’nin hâkiki sorunlarını dile getirirsem ve iktidardan da çekinmezsem, önüm daima kesilirmiş. Eğer doğruları haykırmaya devam edersem, görmezden gelinmeye devam edilirmişim. Siyaset yapmasını bilmiyormuşum. Bunları bana yakınlarım söyledi. Bilmedikleri ve anlamak istemedikleri şey şu ki; ben Türkçülüğü ve vatanperverliği Atsız’dan öğrendim. Mertliği ve dürüstlüğü, korkusuzluğu, arkanda kimse yokken dahi zulme kafa tutabilmeyi Atsız’dan öğrendim. Ben onun makalelerine iman ediyorum. Gerekirse, sesim binlere, milyonlara yetmesin. Ne çıkar? Ben, hiçbir zaman belirsiz tutumlarla yaşayamam. Şâirlik gereğidir, şâirliği bırak, Çepnilik gereğidir: bir yerde yanlış görürsem, önce dilimle, sonra da elimle düzeltmeye çalışırım. Bunda muvaffak olup olmamam zerre umrumda bile değildir. Benim için, insan denilen varlık, onuruyla yaşayıp ölmelidir. Hele, Türk’sen ve Türkiye’ye bağlı isen, vatanına düşmanlık ed...

Türkçülükte Samimiyet Hususu: Erhan Afyoncu Örneği ve Caner Kara’ya Bir İhtar

En Önemli Sorunlar Günümüz Türkçülerinin -bugün kendilerini Türkçü olarak tanımlayanların- en büyük sıkıntıları; saf olmaları, akıl yürütememeleri ve doğruyu seçememeleridir. Ve bu hâllerde ısrarcı olup, diretmeleridir. Demek, günümüz Türkçüleri büyük bir cahillik içerisindedirler. Bu kişiler, Türkçülüğü anlayamamışlardır da. Bugün, bu camiada, kafa karışıklığı hâkimdir, çünkü gerçek hayatta, somut olarak Atsız minvalinde bir yol göstericiden mahrumdurlar.  Çağımızda Atsız gibi bir Türkçü olmadığı doğrudur. Fakat bugün, bir Türkçünün -kendisini Türkçü olarak tanımlayanın- ihtiyacı, ne yaşayan bir yol gösterici ne de yalvaçtır. İhtiyaçları, okumaktır. Daha fazla okumaktır. Bugün dahi yalvaç arayan Türkçü, en fazlası, Atsız’ın kitaplarına başvurmalıdır. Ne yazık ki Türkçülüğü Instagram’daki, YouTube’daki ve TikTok’taki birtakım editlerden öğrenen insanlarımız, Türkçülük inancının yalvacı diye kabul edilebilecek Atsız Bey’in makalelerini okumaktan acizdirler ve günümüz Türkçülerin...