ŞAHKERİM KUDAYBERDİULI’NIN FİKRÎ DÜNYASINDA TÜRKÇÜLÜK TESİRLERİ VE BATI TÜRKLÜĞÜ İLE İRTİBATI
Yazar: Çepni Serhat ÖZTÜRK
Giriş
Şahkerim Kudayberdiulı, XIX. yüzyılın
ikinci yarısı ile XX. yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir; Kazak Türk’ü şâir,
yazar, çevirmen, filozof, tarihçi, gazeteci, besteci ve müzisyendir (d. 1858 –
ö. 1931). Ailesi, bulundukları bölgenin yöneticisi olan, varlıklı bir ailedir.
Çocukluğundan itibaren sanata yakın olan Şahkerim, ilk gençlik çağlarına
değinki süre aralığında iyi derecede garmon[1], keman ve dombra çalmayı
öğrenir. Evvelâ annesi Tölebike’den, sonra da molladan alacağı derslerle
okumayı ve yazmayı söken Şahkerim, devamında da Arap dilini, Türkçeyi öğrenir.
Henüz yedi yaşındayken babasını kaybetmesi üzerine ilk şiirlerini dile getirmeye
başlar. Bu süreçte Abay Kunanbayev; babası Kudayberdi’nin ölümüyle yetim kalan,
medrese eğitimini bırakan, ve manevî açıdan yalnız hisseden yeğeni Şahkerim’in
elinden tutacak ve onunla daha yakından alâkadar olmaya başlayacak, onu
eğitecektir. Böylece Şahkerim, çocukluk çağından itibaren Doğu edebiyatı
ürünlerinden beslenmeye başlar. Katıldığı meclislerde ezberinden Arap ve Fars
edebiyatlarından beyitler okur. Kendi halkından çıkmış ozanların şiirlerinin çoğunu
ezbere bilir. Yirmi yaşında bolıs (bir nevi muhtar) olarak, atalarından kalan
yöneticilik mesleğini üç yıl sürdürür. Yine amcası Abay’ın talimatı ile bu işi
bir başkasına bırakır ve kendisini araştırmalarına adar. Kırk yaşından sonra,
Abay tarafından, arazileri ölçen Rus çalışanların yanına gönderilir ve onlarla
iletişim kurmak mecburiyetinde kaldığından, Rusçanın üzerine düşer ve bu dili
de iyi derecede öğrenir. Batı edebiyatıyla yakından tanışacağı günler böylece
başlamış olur. Rus dilinden Kazak Türkçesine çeviriler yapar. Kırk yedi yaşında
hacca giden Şahkerim Kudayberdioğlu, dönüş yolunda İstanbul’a uğrar ve burada
bir süre ilmî araştırmalarda bulunarak ve kaynak toplayarak vakit geçirir. Bu
dönemde Osmanlı ilim ve fikir adamlarının ve Rusya Müslümanlarının
muhitlerinden çıkan işlerden etkilenmiş olan Şahkerim, daha sonraki yıllarda
“Türik, Qırğız-Qazaq Häm Handar Şejiresi” adlı eserini yayıma hazırlarken bu
eserinde Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşuna ve Osmanlı padişahlarına yer
verecek, bu kitabın yazımında da kaynak olarak Türkçü Necip Âsım Bey’in “Türk
Tarihi” adlı kitabından yararlanacaktır. Rusya’daki bilhassa Türk kökenli
Müslümanların faydasına çalışan ve tüm Türkler arasında “Dilde, fikirde, işte
birlik!” sloganıyla bir yakınlık kurmaya çalışan İsmail Bey Gaspıralı’dan ise
şöyle bahsedecektir: “Abay’dan sonraki üstadım İsmail Gaspıralı’dır. Onun
gazetesini okuyup, epeyi faydalandım.” Şahkerim Kudayberdioğlu, Tercüman
Gazetesi’nin sabit bir okuyucusudur[2] ve ceditçilik
faaliyetlerinin takipçisidir. Ellili yaşlarının başında kendi memleketinde
inzivaya çekilir ve kendisini edebî ve düşünsel faaliyetlere adar. Üretir. Ne
var ki SBKP’nin[3]
Kazakistan Bölge Komitesi Sekreteri Filip İsayeviç Goloşekin, 1 Ekim 1930’da,
Almatı şehrindeki parti aktivistlerine bir sunum yaparak, Kazaklar arasındaki
“milliyetçi” vatandaşlara karşı bir saldırı başlatır. 1930 ve 1931 yıllarında;
A. Baytursınov, M. Dulatov, M. Jumabayev, J. Aymavıtov, Ş. Kudayberdiulı, H. Ve
J Dosmuhammedovlar, M. Tınışbayev, K. Kemenğerov, E. Ermekov, M. Awezov, E.
Satbayev, J. Küderin vb. isimler tutuklanır ve bir kısmı kurşuna dizilir.
Kalanlar ise çeşitli sürelerle özgürlüklerinden mahrum bırakılırlar. Kazak
aydınlarından 150 kişi ölüme mahkûm edilir.[4] İşte bu yıllarda
katledilen Kazak aydınlarından biri de (Ş. Kudayberdiulı) Şahkerim
Kudayberdioğlu olur.
Şahkerim
Kudayberdiulı’nın Türk adı ve Türk lisanı ile tanışması daha beş yaşında
başlamıştır. O dönemde Kazak Türkleri arasında çocuk “r” sesini kusursuz
çıkarabilmeye başlar başlamaz, “Bismillahirrahmanirrahim.” diyebildiği andan
itibaren mollaya talebe olarak verilir. Bu yaş da çocuklar arasında dört ila
beş yaşlarına tekabül eder.[5] Şahkerim Kudayberdiulı da
çocuk çağında evvelâ annesinden, daha sonra da Semey medresesinde yetişmiş
Ötebay adlı molladan aldığı eğitimlerle hem Anadolu Türkçesine hem de Çağatay
Türkçesine âşina olur. O, “Jasımnan jetik bildim Türik tilin (Gençliğimden
beri Türk dilini derinlemesine -yetkinlikle- bildim,), sol tilge awdarılğan
barlıq bilim (bütün ilimler o dile tercüme edilmişti.), erinbey eŋbek
ettim, eŋbek jandı (üşenmeden emek verdim, emeğim meyve verdi,),
jarqırap qaranğıdan tuwıp künim (karanlığın içinden günüm -güneşim-
parlayarak doğdu.).” diyerek, zamanında Türkçeyi bilmenin kendisinin ve
toplumunun yararı adına ne denli önemli olduğunu vurgulamıştır. Şâir, yine, Mutılğannıŋ
Ömiri adlı şiirinin bir yerinde, bir devre kadar Arapçayı ve Rusçayı yeteri
kadar iyi bilmediğini ve “Türikşe ğana biluwşi em, sonımdı qaruw qıluwşı em.
(Sadece Türkçeyi biliyordum, araç olarak sadece onu kullanıyordum.).”[6] o devrinde sadece Türkçe vesilesiyle ilim
edinebildiğini yazmaktadır.
1905 yılında Hac
yolculuğuna çıkan Şahkerim’in rotasında, hilafet merkezi İstanbul da vardır.
Buradaki ilim meclislerine katılma ve kütüphanelerinde de araştırma yapma
fırsatı bulan Şahkerim, Türkçü Necip Âsım Bey ile de tanışmış olmalıdır. Oğlu
Ahat’ın, babası Şahkerim’in kütüphanesiyle ve kütüphanesindeki kitaplarla
alâkalı hatıratında yazdığı bilgilere dayanarak, Şahkerim Kudayberdioğlu’nun
İstanbul’da Türkçü Necip Âsım Bey ile görüşmüş olabileceği ve kendisinden
etkilenmiş olabileceği akıllara gelir. Çünkü memleketinde çekilip münzevi bir
hayat sürdüğü yayladaki kütüphanesinde bulunan ve “Türik, Qırğız-Qazaq Häm
Handar Şejiresi” adlı tarih kitabını da yazarken kullandığı kaynaklardan biri
Necip Âsım Bey’in “Türk Tarihi” adlı kitabıdır.[7] Kudayberdiulı’nın
kütüphanesinde Necip Âsım’ın eserinin bulunması, onun Osmanlı entelektüel
çevresiyle dolaylı bir temas içinde olduğunu düşündürmektedir. Bununla
birlikte, İstanbul’da doğrudan bir görüşme gerçekleştiğine dair kesin bir veri
bulunmamakta, bu husus ancak ihtimal dahilinde değerlendirilebilmektedir.
Bilindiği üzre Türkolog Necip Âsım Bey Darülfünunda Türk dili ve lehçelerinden
dersler vermiş, Çağataycayı da iyi bilen ve tüm çevrelerce Türkçü olarak
tanınmış bir âlimdir.
Bilime Güven[8] adlı şiirinde, “Bilen
kişinin ol öğrencisi, bilmeyeni kıl öğrenci. Öğrenmekten çekinme, öğretmekten
sakınma.” diyen ve evvelâ kendisini, daha sonra da halkını aydınlatmaya çalışan
Şahkerim Kudayberdiulı, öğrenme serüveninde İsmail Gaspıralı’nın Tercüman’ı ile
tanışır. Bugünkü deyimle bu yayın organının abonesi olarak düzenli şekilde
yayınlarını takip eder, okur. Geri ve câhil kalmış toplumunu bilimin ışığı ile
uyandırmak ve teknik ile ayağa kaldırmak, ilerletmek için bu gazetede
yazılanlardan feyz alır. Müslüman eğitim sistemini yenileme gayretinde olan
Ceditçilerin, kendilerine muhalif olan ve hâlâ kalıplaşmış kaskatı düşüncelerle
hareket eden Kadimcilerle mücadele etmeleri gibi, Şahkerim Kudayberdiulı da
kalemiyle Kazak toplumundaki softalara ve sahte mollalara karşı benzer bir
mücadeleye girişir.
Sonuç
Şahkerim
Kudayberdiulı, Kazak Türklerinin arasından çıkıp da Batı Türklüğü ile yakından
temas kurmuş aydınların ilklerindendir. Erken yaşta Osmanlı ve Çağatay
yazılarını okumayı öğrenmiş, bu Türkçeleri anlar hâle gelmiş ve bu Türkçelerde
yayımlanmış eserleri okuyarak kendisini yetiştirmeye çalışmıştır. Bunlarla
yetinmeyerek, öğrendiklerini paylaşmak ve halkını eğitmek azmiyle hararetli bir
düşünce ve yayın faaliyetine girişmiştir. Kazak Aynası’nı yazmış, toplumunu yer
yer eleştirmek sureti ile dürtmüş, onlara yol gösteren bir rehber olmuş ve
nihayet de canını milleti uğruna feda ederek “hafızalardan silinmeyecekler”
arasındaki yerini sağlamlaştırmıştır.
“Türik, Qırğız-Qazaq Häm
Handar Şejiresi” adlı eserinde Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna ve padişahlarına
yer vermesi, Şahkerim Kudayberdiulı’nın tarih tasavvurunun yalnızca Orta Asya
ile sınırlı olmadığını, Batı Türklüğünü de kapsayan geniş bir Türk tarihi
perspektifine sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Kudayberdiulı, bu yönüyle, Türk
tarihini parçalı değil, bütüncül bir şekilde ele alan Kazak aydınlardan biri
olarak öne çıkmaktadır.
Netice itibarıyla
Şahkerim Kudayberdioğlu, Türkçülük düşüncesini sistemli bir ideoloji hâlinde
savunan bir teorisyen olmaktan ziyade, bu fikrî iklimden beslenen ve Türk
dünyasının kültürel, dilsel ve tarihî birlik fikrine açık bir mütefekkir olarak
değerlendirilebilir. Onun eserleri ve fikirleri, Türk dünyası arasındaki
entelektüel bağların erken örneklerinden biri olarak önem arz etmektedir.
Kaynakça
1. Омаров, А., Шәкәрімнің Өмірбаяны, Алматы, 2007. – 410 б.
2. Шәкәрім Құдайбердиев Шығармалары: Өлеңдер, дастандар,
қара сөздер. Құраст. М. Жармұхаммедов, С. Дәуітов, (А. Құдайбердиев.) – Алматы:
Жазушы, 1988. – 560 бет, суретті, портр.
3. Шаһкәрім Құдайбердіұлы Шығармаларының үш томдық жинағы,
Алматы: Халықаралық Абай клубы, 2008 Т, 3: Мақалалар, естеліктер, зерттеулер –
664 бет.
[1] Akordeonla çok
benzer bir enstrüman.
[2] Шәкәрімнің Өмірбаяны, Алматы – 2007, s. 111
[3] Sovyetler Birliği
Komünist Partisi
[4] Шәкәрімнің Өмірбаяны, Алматы – 2007, s. 330
[5] Шәкәрімнің Өмірбаяны,
Алматы – 2007, s.
26
[6] Шәкәрім Құдайбердиев Шығармалары, Алматы, Жазушы, 1988, s. 338
[7] Әкейдің Кітапханасы Жайында, Менің Әкем, Халық Ұлы – Шәкерім, Ахат
Шәкәрімұлы, 177-
бет,
Үзілмеген Үміт, 2008, Халықаралық Абай Клубы.
[8] Сен Ғылымға
Yorumlar
Yorum Gönder