Türkçülükte Samimiyet
Eğer bu konularda konuşursam, bana deli damgası vurulurmuş. Eğer Türkiye’nin hâkiki sorunlarını dile getirirsem ve iktidardan da çekinmezsem, önüm daima kesilirmiş. Eğer doğruları haykırmaya devam edersem, görmezden gelinmeye devam edilirmişim. Siyaset yapmasını bilmiyormuşum. Bunları bana yakınlarım söyledi.
Bilmedikleri ve anlamak
istemedikleri şey şu ki; ben Türkçülüğü ve vatanperverliği Atsız’dan öğrendim. Mertliği ve dürüstlüğü, korkusuzluğu, arkanda kimse yokken dahi zulme kafa
tutabilmeyi Atsız’dan öğrendim. Ben onun makalelerine iman ediyorum. Gerekirse,
sesim binlere, milyonlara yetmesin. Ne çıkar? Ben, hiçbir zaman belirsiz
tutumlarla yaşayamam. Şâirlik gereğidir, şâirliği bırak, Çepnilik gereğidir:
bir yerde yanlış görürsem, önce dilimle, sonra da elimle düzeltmeye çalışırım.
Bunda muvaffak olup olmamam zerre umrumda bile değildir. Benim için, insan
denilen varlık, onuruyla yaşayıp ölmelidir. Hele, Türk’sen ve Türkiye’ye bağlı
isen, vatanına düşmanlık eden kişileri yazmak ve milletine onların yaptıkları
yanlışları anlatmak zorundasındır. Ben,
rol yapmayı asla sevemedim. Hiç içime sinen bir şey değil. Bundan dolayı Türkçü
geçinen çevrede bile “çok sivri” bulundum ve sevilmedim.
Yorumlar
Yorum Gönder