Türkçülükte Samimiyet Hususu: Erhan Afyoncu Örneği ve Caner Kara’ya Bir İhtar

En Önemli Sorunlar

Günümüz Türkçülerinin -bugün kendilerini Türkçü olarak tanımlayanların- en büyük sıkıntıları; saf olmaları, akıl yürütememeleri ve doğruyu seçememeleridir. Ve bu hâllerde ısrarcı olup, diretmeleridir. Demek, günümüz Türkçüleri büyük bir cahillik içerisindedirler. Bu kişiler, Türkçülüğü anlayamamışlardır da. Bugün, bu camiada, kafa karışıklığı hâkimdir, çünkü gerçek hayatta, somut olarak Atsız minvalinde bir yol göstericiden mahrumdurlar. 

Çağımızda Atsız gibi bir Türkçü olmadığı doğrudur. Fakat bugün, bir Türkçünün -kendisini Türkçü olarak tanımlayanın- ihtiyacı, ne yaşayan bir yol gösterici ne de yalvaçtır. İhtiyaçları, okumaktır. Daha fazla okumaktır. Bugün dahi yalvaç arayan Türkçü, en fazlası, Atsız’ın kitaplarına başvurmalıdır. Ne yazık ki Türkçülüğü Instagram’daki, YouTube’daki ve TikTok’taki birtakım editlerden öğrenen insanlarımız, Türkçülük inancının yalvacı diye kabul edilebilecek Atsız Bey’in makalelerini okumaktan acizdirler ve günümüz Türkçülerinin, Türkçülük savunusundaki ve icrasındaki sıkıntıları da buradan başlamaktadır.

Atsız’ın kitaplarına müracaat etmeyen, Atsız’ın yazılarını hatmetmeyen ve o yazılara göre tavır takınmayan hiçbir Türkçü, tam anlamıyla Türkçü olamaz. Çünkü Atsız, kendilerinden önce, Türkçülük inancı üzerine yıllar boyu kavgalar etmiş, sorunlar bulmuş ve sorunlarla boğuşmuş, sorunlar aşmış, kendini bu uğurda yıpratmış, eziyetler çekmiş, düşünmüş, yazmış bir kimsedir. Bugün bile Türkçü camiada önümüze çıkan kepazelikleri, geçmiş yıllardan kalkıp gelen sözleri ile bizlere işaret eder. Sonra, tek problem okumamak da değildir. Fikir yürütemiyor olmak ve doğruyu seçememek, tartışmasızlıktan da ileri gelmektedir. Okuyup, bilgi edindikten sonra, bilgilerini bölüşemeyen, bilgileri üzerine başkalarıyla tartışma içerisine giremeyen Türkçüler de zaman içerisinde saf ve devşirilebilir hâle gelirler. Okumak, konuşmak ve tartışmak, insanları kurnazlaştırır. İnsanın zihin pasını söker, tüm bunlar. Okumak, anlatmak, konuşmak, tartışmak ve hattâ yazmak, Türkçüye kavilik kazandıracaktır. Günümüzdeyse, kendisine Türkçü diyenlerimiz, işte bu gereklilikleri yerine getiremiyorlar ve saf ve devşirilebilir, kandırılabilir kalıyorlar. Böyle Türkçüler, davamıza yaramaz. İstemiyoruz. Bütün bunların beraberinde, lafı, Türkçülerde görülen en büyük sıkıntıya getireceğim. O da, samimiyettir, ki yukarıda saydığımız sıkıntıların sonucudur. Evet… Cahil, saf, akıl yürütemeyen, gözleri kör, okumayan, yeterince okumayan her Türkçü, Türkçülüğün baş şartı olan “samimiyet”ten de yoksundur. Bu kişiler, Türkçülük yapma hevesinde olan ama Türkçülüğü henüz anlayamamış kimselerdir. İşte, anlayamamaları da saydığımız sıkıntılardandır.

Atsız Bey’in “Türkçülükte Samimiyet” ile Bağdaştırılabilecek Bazı Sözleri

Türkçülere (!) Türkçülüğü öğretirken, Atsız Bey’in makalelerinden alıntılar yaparak ve Türkçü görünümlü ibretlik zavallılardan örnekler getirerek, konuyu anlaşılabilir kılmaya çalışalım.

“Gerçekten Türkçü olmak kolay değildir. Her önüne gelen Türkçü olamayacağı gibi, her Türkçüyüm diyen de Türkçü olamaz. Türkçülerin ilk işi, görevlerini, arınmış gönül ve inanmış yürek ile yapmaktır.[1]

(Orhun, 10. sayı, 1 Ekim 1943)

*

“Türkçü, milli çıkarları şahısların üstünde tutan, milli mukaddesata ve geçmişe saygı gösteren, görev ahlakı yüksek olan, haksızlıklarla savaşta korkusuz bir insandır. Türkçü, gününü gün eden veya dalkavuk bir insan olamaz. Sert yaşamaktan hoşlanır ve en büyük sertliği de nefsine karşı gösterir. Tarihimizde kahramanlık ve büyüklük bol bol bulunduğu için, bazı küçük milletlerin yaptığı gibi kahraman ve kahramanlık icadına lüzum görmeden, esasen var olanların hakkını vermekle yetinir. Böylelikle, millî kahramanına saygı gösterir, fakat millî kahramanların kusuru da varsa, söylemekten çekinmez ve hiçbir sebeple, kahraman olmayana kahramanlık payesi vermez. Hele Türklüğün mukaddesatını yıkanları asla bağışlamaz ve bunları bağışlayanları düşman sayar.

*

Türkçü, alçakgönüllü olmaya mecburdur. Çünkü, kendini ileri sürmek, yaptığının karşılığını beklemek veya takdir olunmak içindir. Halbuki takdir beklemek bir bencilliktir. Türkçü, milletine bir hizmet yaparken, bunu, beğenilmek için değil, görev bildiği için yapar ve yapacağı en büyük hizmetin bile, adı sanı bilinmeden ölüp mezarsız yatan şehitlerin hizmeti yanında pek küçük kalacağını bilir.

*

Türkçü, hiç şüphesiz, Türk’ten olur. Fakat her "Türkçüyüm" diyen Türkçü değildir. Samimi olması ve Türkçülüğün şartlarına uyması lazımdır.[2] (Orkun, 3, sayı, 20 Ekim 1950)

*

“Moskofçulara müsamaha mı? Asla! Müsamaha, şuurlu bir gaflettir ve şuurlu olduğu için de gafletten çok ihanete yakındır. Moskofçuların niçin resmi görevlere alındığını sorduğumuz zaman: "Artık tövbekâr oldular" diye cevap veriyorlar, inanmak doğru değil dediğimiz zaman da: "Vatan çocuklarını kaybedemeyiz" vecizesiyle mukabele ediyorlardı. Ah, bu tövbekâr fahişeleri, ailenin "harim-i ismeti"ne sokan büyük hoşgörü!.. Ah bu safça inanış veya umursamayış![3] (Orkun, 5. sayı, 3 Kasım 1950)

*

           Görüldüğü üzere, Atsız da kendi devrinde samimiyetsiz Türkçüleri -aslında Türkçümsüleri- görmüş olsa gerek ki, “Türkçülükte Samimiyet” konusunun üzerinde haylice durmuştur. Çünkü bu davanın bir neferiymişçesine görünmeye çalışıp da kendi çıkarlarını göz önünde bulunduran, Türkçülüğü istismar eden şahsiyetsizlerin varlığı o zamandan beri mevcuttur ve onlar, Türkçülüğe-Turancılığa yalnız zarar vermektedirler. Bir nevi, Türkçülük inancının münafığı olan bu kimselere karşı, deyimi yerindeyse cihat başlatılmalıdır. Münafığın tanımı nasıldır? Münafık; (gerçekte iman etmediği hâlde, kendini mümin gösteren kimsedir. Bu yönüyle, münafıklık, bir inanç sahtekârlığıdır.) gerçekte Türkçü olmadığı hâlde, kendini Türkçü olarak tanıtan kimsedir. Bu yönüyle, Türkçülük inancının münafıkları, inanç sahtekârlığı yapmaktadırlar. (Türkçülükte) Münafık; (bukalemun gibidir, bulunduğu araziye göre renk değiştirir.[4]) rüzgâr nereden eserse, yerine göre Ülkücü, yerine göre AKP’li, yerine göre de Türkçü kesilir. İşte böyle kimselere, asla fırsat vermemek gerekirken, böyle kimseleri en haşin kalemle haşlamak gerekirken, günümüz Türkçüleri bu kalleşleri fark edemiyorlar ve hatta onları destekliyorlar, pohpohluyorlar. Türkçüler (!), bu sebeple, bugün feci bir gaflet içerisindedirler. Sözgelimi, son zamanlarda, bir Erhan Afyoncu şakşakçılığı moda oldu. Çağımızın Türkçü büyüklerinden Caner Kara da bu gaflete iştirak edenlerdendir. Hepimizin sevip, hürmet gösterip, saydığı Türkçü liderler de siyasal İslamcılara göz kırparlarsa, arkalarından gelenler de ne yapıp edeceklerini bilemeyeceklerdir; yanlışı, sırf Caner ağabeyleri böyle uygun görüyor diye doğru sanıp, onlar da yanlışın peşinden gideceklerdir. Mesela, 3 Ağustos 2025’te, Erhan Afyoncu’nun bir gönderisini alıntılayarak X hesabı üzerinden şöyle bir paylaşım yapmış Caner Kara: “Türk akademisyenleri, bildiğimiz fikirlerini paylaşmadıkları için her fırsatta yerden yere vuruyorum. Güncel olmayan milli meselelerde sessiz kalmaları, tavır koymamaları beni çok rahatsız ediyor. Tufan Gündüz ve Erhan Afyoncu gibi hocaların, bu konuda hakkını teslim etmemiz bizim boynumuzun borcudur. Emsallerinin de örnek alması boyun borcudur.” Hayır. Siyasal İslamcıyı ve onun bir kesimin gazını almak için sarf ettiği sözlerini savunmak, boynumuzun borcu falan değildir! Bilakis, özellikle Erhan Afyoncu gibi kimseleri, Türkçü görünmeye çalıştıkları her dem kınamalıyız. Türkçü olarak, boynumuzun borcu olan şey budur. Caner Kara bugün o Ülkücüyü, siyasal İslamcıyı, rolcü/oyuncu tarihçiyi desteklemekten bahsediyorsa, yarın öbür gün onun benzerlerinden biri olan Manas Üniversitesi’nin atanmış rektörü Alpaslan Ceylan gibi fırfırların da hakkını teslim etmek gibi yanlışlara düşer. Ömürlerinde bir kere dahi olsun AKP’ye ve MHP’ye yanlayan hiçbir kişiyi, desteklemez Türkçü. Türkçü, taviz vermez, veremez! Üniversitelerdeki hocaların, ve Türkçü olduklarını zannettiğimiz hocaların millî meselelerde sessiz kalmaları, kendisini çok rahatsız ediyormuş. Caner Kara bilmiyor mu ki memurun tanrısı iktidardır? Özünü Türkçü olarak tanıtıp, başa bunlar geçtiğinden beri, yani 23-24 seneden beri onlardanmışçasına görünmeye çalışan akademisyenlere Türkçülük payesini nasıl yakıştırabilirsin! Onlara katılan her Türkçü, artık onlara katıldıkları anlardan itibaren Türkçü olmaktan çıkmışlardır. Türkçü, kişisel çıkarları için yeri geldiğinde Türkçülük aleyhindeki işlere yardımda bulunan hiç kimseyi affetmez. Onlardan nefret eder ve kinini diri tutar. Bugün bizim hakkımızı, doğrularımızı, gerekliliklerimizi Erhan Afyoncu gibi kimselerin savunmasına mı muhtaç kaldık? Eğer böyle ise, Türkçülük bitmiş demektir. Gerçekten de, Caner Kara’nın böyle bir tavizde bulunması, onun Atsız’ın tırnağının pisliği dahi edemeyeceğini gözler önüne sermektedir. Biz Atsız’dan dosdoğru olmayı öğrendik. Bir siyasal İslamcıdan bir şeyleri değiştirebileceğine dair medet ummak, zavallılıktır; Türkçünün karakterine uymaz!

19 Ağustos 2025’te de şöyle demiş: “Erhan Afyoncu'nun çar çakala karşı savunulmaya ihtiyacı yoksa da bizim çar çakala karşı Erhan Afyoncu gibileri savunmaya ihtiyacımız vardır.”

Ey Caner Kara! Yarın Türkçü söylemlerinden, hattâ Erhan Afyoncu’nun dile getirdiği o milliyetçi görünümlü cümlelerden bazılarını sen sarf etsen, ve sana dava açılsa mesela, hattâ tevkif edilsen, yanında Erhan Afyoncu olmayacak. Seni adamdan saymayacak ve daim görmezden gelecek bir siyasal İslamcıya sahip çıkman, avanaklıktan başka bir şey değildir. Erhan Afyoncu, hakikatte Türkçü falan da değildir. Bugünlerde böyle davranası gelmiş, rüzgâr onu bu demeçleri vermeye zorlamış ve o da böyle konuşmak durumunda kalmıştır. Yarınlarda seni utandırabilecek, yüzünü yere baktırtabilecek adamlara fazla ihtimam gösteriyorsun. Erhan Afyoncu ve türevlerinin hak ettiği şey, ikiyüzlülüklerinden ötürü horlanmak ve bu davadan daim dışlanmak iken; sen, kalkıp da bu adamı “çar çakal”a karşı savunmaya ihtiyacımız olduğunu söylüyorsun. Bu tavır, Türkçü karaktere sığmıyor ve bu sözlerini reddediyoruz.

Hüseyin Nihâl Atsız’ın sözleri, bugün dahi parolamız olmaya devam etmektedir: Müsamaha, şuurlu bir gaflettir ve şuurlu olduğu için de gafletten çok ihanete yakındır. Ah, bu tövbekâr fahişeleri, ailenin "harim-i ismeti"ne sokan büyük hoşgörü!.. Ah bu safça inanış veya umursamayış!

Ülkücüye ve siyasal İslamcıya müsamaha göstermek, gafletten çok hıyanete yakındır ve bu namertleri Türkçülüğün harim-i ismetine kabul edecek kadar hoşgörülü olmak, bu kadar saf olmak: Türkçülüğün boyun borcu falan değildir. Ancak Caner Kara gibi gaflet ağına düşenlerin boyun borcudur. Biz, geçmişi ile çelişmeyen ve şimdi kendisinden emin olabileceğimiz, temiz Türkçü istiyoruz. “Sentezci-Türkçü” ve “Sentezci-Türkçü Destekçisi Türkçü Lider”i de ilk defa görüyoruz. Şöyle biraz zaman geçtikten sonra, uzaktan bir baktıklarında, acaba hata ettiklerinin farkına varacaklar mı dersiniz?..

Bugün, Erhan Afyoncu’ya destek mesajı paylaşmak sosyal medyada Türkçülüğün bir farzı gibi kabul edildiğinden ve buna birtakım gafil profesörlerimiz de katıldığından, salak Türkçülerimiz de bu işlemin Türkçülüğün bir gerekliliği olduğuna kani olmuş gibilerdir. Onlara şunu hatırlatayım: Türkçü, alçakgönüllü olmaya mecburdur. Çünkü, kendini ileri sürmek, yaptığının karşılığını beklemek veya takdir olunmak içindir. Halbuki takdir beklemek bir bencilliktir. Türkçü, milletine bir hizmet yaparken, bunu, beğenilmek için değil, görev bildiği için yapar ve yapacağı en büyük hizmetin bile, adı sanı bilinmeden ölüp mezarsız yatan şehitlerin hizmeti yanında pek küçük kalacağını bilir.

Fakat, hakiki bir Türkçü, yaptığının kişisel bir karşılığını beklemeyen, bekleyemeyecek bir kişi olmalıyken, Erhan Afyoncu ise tarihçi İlber Ortaylı’nın kendisi hakkında söylediği şu sözleri kendi X sayfasında paylaşmıştır: Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun “Türklük- Türkiyelilik” üzerine sosyal medyada ve TV programında yaptığı açıklamalar doğrudur. Herkesin altına imza atması gerekir. Erhan Afyoncu, gazete okur gibi, Osmanlıca denen Arap harfli eski asırlara ait kaynakları rahatlıkla okur. Yazdığı eserlerde kronolojik bilgide hata yoktur. Çok üretkendir. Millî Savunma Üniversitesi’nde başarılı çalışmaları görüldü. Askeri kanatla iyi ilişkiler kurarak donanımlı subay yetiştirilmesi için büyük emek sarfetmektedir. Bu sonuncusu da önemli bir meziyettir. 

Birtakım meziyetlerini ve tarihçi olduğu için de doğal olarak bilmesi gereken şeyleri bilişini sanki birer övünç kaynağıymış gibi İlber Ortaylı gibi bir otoritenin (!) ağzından bizlere duyuran Erhan Afyoncu’ya tebriklerimizi iletir ve teşekkür ederiz. Bu gönderiyi yeniden paylaşırken acaba ne düşünüyordu? Biz, onun bu “yeniden paylaşım”ından; takdir olunmak, kendini ileri sürmek ve yaptığının karşılığını beklemek gibi bir bencilliğe sahip olduğunu anlıyoruz. Bu ise Türkçülüğünün (!) samimiyetini göstermektedir. Eğer İlber Ortaylı’nın sözlerini yeniden paylaşmak suretiyle makamını korumak endişesini dışa vurmuşsa, yani “Bakın, ben aslında yanlış bir şey söylemedim, İlber Ortaylı bile beni destekliyor. Bu yüzden bana ziyan getirirseniz, en itibar gören tarihçimizin ve vatansever Türklerin önünde haksız duruma düşersiniz.” gibi düşünceleri çağrıştırmak istiyorduysa da, Atsız’ın “Türkçü, haksızlıklarla savaşta korkusuz bir insandır.” sözü gereğince, o yine Türkçü sayılamaz. Türkçü, Türkçülük yolunda atmış olduğu adımların kendisine getirebileceği yıkımları da pekâlâ bilir ve onları kabul ederekten, korkusuzca bir atılım gerçekleştirir. Sonradan, otorite sahibi birilerinin gölgesi altına sinmez. Erhan Afyoncu, Türklük-Türkiyelilik gibi izahı basit bir konuda bile, yaptığı açıklamalardan sonra İlber Ortaylı’nın etekleri altına sığınarak korktuğunu ayan etmiştir.

Ve bildiğimiz kadarıyla; Türkçü, dalkavuk bir insan olamaz. Erhan Afyoncu’nun profesör ve rektör olana kadar yapmış olduğu dalkavuklukları en güzel örnekleri ile YouTube’daki programlarından seyredebilirsiniz. Dalkavukluklarından ötürü, Murat Bardakçı onu tâ o zamanlardan itibaren “Sayın bakanım, sayın rektörüm.” diyerek istihza ederdi. Şimdinin “Sayın Rektör”ü, muradına ermiş görünüyor. Bir de Türkçü payesi alırsa, ondan mesudu yok!

“Türkçü, sert yaşamaktan hoşlanır ve en büyük sertliği de nefsine karşı gösterir.” diyen Atsız Bey’in sözlerinden ilerlemeye devam edecek olursak, mevkî ve itibar kazanma yolundaki Erhan Afyoncu, bu yolda nefsine yenik düşmüş ve her fırsatta siyaset köçekliği yapmayı ihmal etmemiştir. Bu açıdan dolayı da Türkçü terbiyesinden değil, tipik siyasal İslamcı terbiyesindendir.

Türkçü, Türklüğün mukaddesatını yıkanları asla bağışlamaz iken ve bunları bağışlayanları düşman sayar iken, Erhan Afyoncu; Türk’ün, Türkçü’nün ve Türkçülüğün karşısındaki malum partiler ve liderleri ile bırakınız düşman olmayı, onlarla hâlâ yakındır.

Hülasa-i Kelâm yahut Türkçülere Sesleniş

Şerefli Türkçüler, taviz vermediklerinden; dün de, bugün de, sadece görmezden gelindiler, yalnız bırakıldılar ve zulüm gördüler. Onları, içerisinde oldukları bu durumlardan rahatlıkla tanıyabilirsiniz. Yüksek mertebelere gelebilmek ise, yakın geçmişimizde ve bugün, ancak siyasal İslamcı olmak yolundan geçiyor idi. Bunu herkes içten içe biliyordu ve yine, herkes, geleceğini buna göre tayin etti. Buna göre Türkçülük ile Ülkücülük ve AKP’lilik arasında seçim yaptılar.

Bizim şimdiye değin AKP’liler ve Ülkücüler tarafından bastırılmamızın ve önümüzün kapatılmasının yegâne sebebi hakikatli Türkçüler olmamızdandır. Erhan Afyoncu gibi muhterisler, sırf kendi çıkarları için siyaseti ve politikayı kullanmaktadırlar. Dün rüzgâr siyasal İslamcıların geleceğine katkı sunarken, onların arasına katılan ve onlardanmışçasına davranan Erhan Afyoncu, rüzgârın bugünkü ortamda yavaş yavaş Türkçülerin lehine esmeye başladığını görünce, Türkçü görünmeye karar kılmıştır. Siyasetten ve siyasetin durumundan bağımsız hareket edemeyecek bu adamların korkusu, -en başta- değişmeye başlamış fikrî ortamda hâlâ muteber kalabilmek korkusudur. Tamamen kendi geleceklerinin endişesiyle hareket eden bu adamların samimi olmadıkları açıktır. Bunu görecek göz gerektir. Kendisini Türkçü olarak tanımlayan ve Atsız’ın hayatını, yazılarını didik didik eden her kişi, Caner Kara’nın da diğer Türkçülerin de Erhan Afyoncu’ya olan desteğini yanlış bulacak ve bu tutumu eleştirecektir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına Türk diyemeyenlerin ve bu ortamdan yararlanıp da başımıza Türkçü kesilenlerin canı cehenneme diyorum ve son kez şunu eklemek istiyorum: Ancak afyoncu biri, hem Türkçü hem iktidar uşağı olabilir...

Ey Türkçüler!

Samimi olmak lazımdır. Türkçülüğün baş şartı samimiyettir. Türkçünün en karakteristik özelliği dürüstlüğüdür, samimiliğidir. Burunlarına kadar siyasete, politikaya, riyaya batmış ve bulanmış olanlar bizlere Türkçülük dersi veremesinler, verdirtmeyiniz!

 

Çepni Serhat ÖZTÜRK

19.03, 29.08.2025, Ortahisar-Trabzon.

 

[1] Türkçülük, Hüseyin Nihâl Atsız.

[2] Türkçü Kimdir, Hüseyin Nihâl Atsız.

[3] Tarihin Barışmaz Düşmanları, Hüseyin Nihâl Atsız.

[4] İbn Mansur, IV, 358-359.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ЗТБ Тілшісінің Серхат Өзтүрікпен Сұхбаты

Türkçülükte Samimiyet