ZİYÂ MEFHUMU VE ZİYÂLININ KİM OLDUĞU ÜZERİNE

                               Yazar: Çepni Serhat Öztürk

Ziyâ, Arapçadan Türkçeye geçmiş ve günümüzde de kullanımda olan bir kelimedir. Bu kelimenin Türkçe kökenli kelimeler arasındaki karşılığı “ışık”tır.

Ziyâ kelimesine, “sahip olma, üzerinde bulundurma, o özelliği taşıma, ilgili olma, yetkili olma” anlamlarında sıfatlar türeten, addan ad yapan +lI eki getirilerek, Ziyâlı kelimesi türetilmiştir. Bu kelime, Türkiye Türkçesinde “Işık sahibi, aydın.” mânâlarına gelmektedir.

Bugün, bu kelime; Tatar, Kazak, Azerbaycan ve Özbek Türkleri arasında, biz Türkiye Türklerinin kullandığı “aydın” kelimesinin yerine kullanılmaktadır.

***

Ziyâ (ışık, aydınlık.), zulmetin (karanlığın) zıttıdır. Ziyâlı (aydın kişi), zâlimin (haksızlık yapanın, bulunulan yeri karartanın, yani zulmedenin) karşısındadır. Bazıları, üniversite tahsili görmüş kişileri, akademisyenleri, ziyâlı (aydın) kabul ediyorlar. Fakat her “okumuş” ve memur, ziyâlı (aydın) değildir. Zira; zâlime, zulemâta (karanlıklara) karşı mücadele vermeyen “okumuş”a ve “memur”a ziyâlı (aydın) denemez. Demek, üniversite öğrenimi görmüş olmak yahut akademisyen olmak, ziyâlı olmaya yeterli değildir. Ziyâlı olmanın baş şartı, zâlime (hak yiyene) ve zulme (haksızlığa) karşı mukavemet (direniş) göstermektir. Yüksek öğrenim görmeyi bir kenara bırakın, okuma yazma bilmeyen bir kişi dahi pekâlâ ziyâlı (aydın) olabilir!

Ziyâ ve ziyâlı kelimelerine daha açıklık getirebilmek için, zulmet, zâlim ve zulüm kelimelerini irdelememiz gerekmektedir.

Zulmet ve zâlim kelimeleri, Arapça aynı kökten türemiştir. Bu iki kelimenin kökeni "z-l-m" (ظ ل م) harfleridir ve bu kök, temelde "karanlık olmak" ya da "bir şeyi ait olduğu, olması gereken yerin dışına koymak, hakkını yemek" anlamlarına gelir.

Zulüm kelimesi, bir sözlükte (PÜSKÜLLÜOĞLU, 2012) “güçlü bir kimsenin, yasaya ve vicdana aykırı olarak başkasına yaptığı kötü, acımasız, kıyıcı davranış, işkence.” olarak tanımlanmaktadır. Zulüm, iki canlının arasında söz konusu olabileceği gibi, ülke bütününde de, dünyayı kapsayan genişlikte de olabilir. Zâlim; bir canlıya, kişiye, bir topluluğa, bir millete yahut insanlığa zulmeden kişidir. Yani, zâlim; yasayı, adaleti, vicdanı ayakları altına alan, zulmettiği canlıları, kişiyi/kişileri, topluluğu/toplulukları, milleti/milletleri, karanlığa gömen ve onların mutluluklarının, gelişimlerinin, zenginliklerinin, hülâsa: haklarının, karşısında olan kişidir. Zâlim, başkalarının haklarını gasp ederek, dünyayı ve düzeni, karanlığa, kargaşaya sürükler. Demek ki zâlim, dünyada ziyânın (aydınlığın; bir başka deyişle: doğruluğun, Hakk’ın) düşmanı, zulmetin (karanlığın) âmili ve aynı zamanda hâmîsidir.

Bu noktada ziyâlılar, zâlimlere karşı evvelâ kendi milletlerini korumakla yükümlüdürler. Kendi ülkelerindeki karanlıkla mücadele etmeksizin, kendi milletlerinin dertlerini görmeyip, dışarının ve özge memleketlerin, insanlığın problemlerine kafa yoranlar, ziyâlı değildirler. Denilebilir ki, her ziyâlı, aydınlatmak işine, ilkin, kendi muhitinden, ailesinden başlamalıdır. Gerçek bir ziyâlı, öncelikle kendi vatanının bugünü ve yarınları için endişelenecektir. Kendi muhitindeki zâlimlerle mücadeleye girişmemiş ve onlara karşı üstün duruma geçememiş hiçbir ziyâlı, rahatça dışarıyla ilgilenemez.

Zâlim kimse, zâlimliğine devam edebilmek için, daima ziyâlıları ortadan kaldırmaya, onları baskı altına almaya çalışır. Ziyâ, zulmetin zıttıdır, dedik. Ziyâlıların bertaraf edilişi ile bir muhitte ziyâ azalacak ve zulmetin boyutu artacaktır. Böyle bir muhitte de zâlim, daha rahat ve uzun; zulmüne devam edebilecektir. Bundan dolayı, tarihin her devrinde zâlimler, ziyâlıların üzerine yürümüşlerdir. Nitekim Kazakistan tarihi buna örnektir. Ruslar, özellikle 1930’lu yıllarda yüzlerce Kazak ziyâlısını katletmişler, yapay bir açlık yaratıp Kazak halkını büyük oranda kırmışlar, 1991 yılında Sovyetler Birliği dağılana kadar da Kazakları kendi hükümleri altında tutup sömürmüşlerdir. Kazakların özgürlüğü için hem entelektüel hem siyâsî arenada savaşmış aydınların hemen hepsi katledilmiştir. Böylelikle Rusların Kazak topraklarındaki hâkimiyetlerinin devamlılığı güvence altına alınmıştır. Milletler, yarınlarını güvence altına almak istiyorlarsa, ziyâlılarını korumalıdırlar. Ne var ki milletler, ekseriyetle, kendi çağlarında, ziyâlılarını anlayamazlar ve ziyâlılarının haklarını teslim etmezler. Onları bir başlarına bırakırlar. Böyle durumlarda, zâlimler, bazen bir milletin ziyâlılarını yine o millete kırdırırlar. Kendi çağlarında ziyâlılarının değerini bilen milletler, tarihte pek azdır.

Ziyâlılarını zâlimlere terk etme gafletinde bulunan milletlerin başı uzun süre beladan kurtulmaz ve bu milletler, dünya milletleri arasında medeniyet, teknik ve bilim açısından geride kalırlar.

Peki ziyâlıların kendi çağlarında içerisinde bulundukları ve ait oldukları toplum tarafından anlaşılamama sebepleri nelerdir? Bu noktada ziyâlının tabiatına, tavırlarına ve görevlerine değineceğiz.

En yalın bir tâbirle, ziyâlı kişi; riyakârlığa ve dalkavukluğa düşman, nâmuslu, aldatıcılıktan uzak ve dürüst, mert, sâhici insandır. Akılcıdır. “Aile olmak” bilincine sahiptir. Evvelâ kendi aile efrâdını, milletini, ülkesini aydınlatmak düşüncesinde olduğu için de kendisini sıkça ölçer, tartar, sınava tâbi tutar. Ailesinin, milletinin, ülkesinin karanlığa dûçâr oluş sebeplerine söz etmeden evvel, kendisini, kendi karanlığından çıkarmaya çalışması gerektiğini bilir. Ziyâlı kişi, bundan ötürü ciddî ve disiplinli, sözleriyle ve kıldıklarıyla çelişmez bir âdemdir.

Böylesine “adanmış” bir ömre ve ilkeli, sert bir yaşantıya sâhip olduğu için de, içerisinde yaşamış olduğu toplum tarafından fazla antipatik bulunur. Zira toplum, sürü, yalanlarla ayakta durur.

Toplum, kendisine benzeyeni, kendi içine kabul edip yok etmekte mâhirdir. Kendisine benzemeyen “ferd”i ise içinden atıp, yok sayar. Ziyâlı kişi, ferdiyetini kaybetmemiş ve ferdiyetine biriciğiymişçesine sahip çıkan kişidir. Ziyâlıyı ekser insandan ayıran bir diğer özelliği de “fert” kalmayı başarabilmiş olmasıdır. Benliğini, aklını, onur ve haysiyetini sürüye peşkeş çekmiş ziyâlı, söz konusu olamaz. Toplum kendi içinde mutabık ise zâlimin zulmünü bazı zamanlarda sîneye çekebilir. Ziyâlı kişide zulmü sîneye çekmek, zâlime eğilmekle ve zâlimin çizmesini öpmekle birdir. O, en ufak bir zulüm karşısında eyleme geçer. İşte bu gibi özellikleri dolayısıyla ziyâlı ve kendi toplumu, yer yer, yüz yüze gelirler. Ziyâlının böyle anlardaki her hamlesi, milleti karşısında daha da antipatik görünmesine sebep olur. Ziyâlı, bu noktada âdeta bir sinek gibidir. Vızıldayışı ve yer yer de dişleyişleriyle, milletini uyutmamaya, uyanık tutmaya çalışır. Dolayısıyla halk, ziyâlıya karşı daha da galeyana gelir. Son kerre zâlim, milletin arasına soktuğu fitnecilerle, milleti, ziyâlıya karşı daha da kışkırtır ve becerebilirse, ziyâlıyı kendi milletinin eliyle ortadan kaldırtır.

Ziyâlılar, bugünün adamıdırlar ama yarınlarda anlaşılırlar…

 

***

Kime Ziyâlı Denemeyeceğine Dâir

Meselâ, Ziyâlılık, Türkiye’nin genç nüfusunun azalmaya başladığını, doğum oranlarının düşüyor olduğunu ve insanların evlenmekten uzaklaştığını, aile yapısının çöktüğünü ve nüfusun hızla yaşlanmaya başladığını ve bunun ülke adına bir felâket olduğunu söylemek değildir.

Ziyâlı insan, bütün bu felâketin âmillerini, yüzlere karşı söyleyebilen, çekincesi olmayan, cesur adamdır. Millet, neyin ne olduğunun zaten farkındayken “malumu ilam” ile ziyâlılık olmaz.

Milletimizin ve vatanımızın istikbâlini bu duruma düşürenlerin yanında, halka ortada olanı, görüneni anlatmak, ancak şovdur, göz boyamadır. Ziyâlı, rolden hoşlanmaz ve yarın felâketimiz hâline evrilecek bugünkü sorunlarımızın âmili olan kimseleri kendisine âmir edinmez. Kendisini de onlara mâdûn etmez.

Bugün milliyetperver de geçinen bu soytarılar, yukarıda zikredilen sorunların âmili olan zâlimlere uşaklık edip zenginliklerine zenginlik katıyorlarken, diğer taraftan da bize muhalefet etmeyi ziyâlılık sayıyorlar. Kendilerince, bizi adamdan saymıyor, göz ardı ediyorlar.

Bir de bunlar var. Ziyâlıyı milletine kırdırtmak üzre zâlimler tarafından milletin arasına salınan, görevlere getirilmiş, habis ruhlu milliyetçi müsveddeleri. Soruyoruz: Karanlığa tapan, zâlime eğilen ziyâlı yahut hakikî vatanperver, milliyetperver olabilir mi?


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ЗТБ Тілшісінің Серхат Өзтүрікпен Сұхбаты

Türkçülükte Samimiyet